Yerel seçimler yaklaşırken, başta Ataşehir olmak üzere tüm Türkiye’de hareketlilik de arttı. Vaatler, planlar, projeler hatta kapı kapı dolaşılıp dağıtılan ayni ve akdi yardımlar... Vatandaşın bir bölümü partisini çoktan seçmiş, bir bölümü ise şaşkın, kararsız. İşte tam bu ortamda, Ataşehir’de bir semt girişimi toplantısında karşılaştık Dr. Müh. Sedat Özkol’la. Türkiye’de ekonomi, işletme ve yerel yönetim projeleri alanında tanınan, bilimsel çalışmaları, kitapları bulunan saygın bir bilim insanı Sedat Hoca...
1960’lı yılların sonunda, 30 yaşında ODTÜ’de dekan yardımcısı, TMMOB’de İnşaat Mühendisleri Odası Genel Başkanı olan, 12 Mart Muhtırası’nda üniversiteden uzaklaştırılan > Sedat Özkol, 1978 – 1980 yılları arasında İşletmeler Bakanlığı KİT Yatırımlar Genel Müdürü olarak görev yapmış. “Öğrencilere hitap etmemi sakıncalı bulan devlet, bana yüz milyonlarca dolarlık yatırımlar için tam yetki vermekte çelişki görmedi” diye, gülerek anlatıyor o günleri. Amerika ve Türkiye’deki üniversitelerde dersler veren, özel sektörde yöneticilik görevlerinde bulunan Sedat Hoca, 1994’te kurduğu kendi şirketiyle, bilgi teknolojisi etkinlikleri düzenlemiş. 1996’da İstanbul’da yapılan Habitat II Konferansı’nda, Dünya İş Forumu’na katılan kuruluşlar arasında iş ahlakından dolayı ‘Birleşmiş Milletler Mükemmellik Ödülü’ nü de o almış. Birçok yerde konferanslar veren Özkol, 2003 yılından bu yana TC Maltepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde, alışılmışın dışında, her yerde pek bulunmayan, ‘Küresel Kobiler’, ‘İşletme Etiği’, ‘İmaj ve Saygınlık Yönetimi’, ‘Kurumsal Sosyal Sorumluluk’ gibi dersler veriyor.
‘İyi yönetişmek’
“İnsan yönetilmez, insan kalem değil ki nesne gibi kullanılsın. İnsan sonsuz zenginliklere sahip, maddi ve manevi tüm değerlerin de yaratıcısıdır” diye konuşan Sedat Özkol’la, söyleşimizin ilk ayağında ‘yönetmek-yönetilmek’ kavramlarını irdeledik.
İnsanı, “yönetilen varlık” olarak tanımlamanın onu aşağılamak olduğunu vurgulayan Sedat Hoca, “Biz alet yapan canlıyız” diyor ve yönetim kavramıyla ilgili görüşlerini şöyle açıklıyor:
“Bir baba anneyi yönetmeye kalkarsa, anne de çocukları, çocuklar ise kediyi, köpeği yönetmeye kalkacak, ortada bir paylaşım olmayacaktır. Burada erkeğin kadın üzerinde, kadının çocuklar, çocukların da pet hayvanları üzerindeki egemenliğinden bahsedilebilir. Oysa, çocuklar ve ailedeki her birey, bilgi ve görgüleri çerçevesinde aileyi bir bütün olarak görüp yönetime katılırlarsa, o ailede yönetim değil, iyi aile yönetişimi olur. Yönetim burada işteştir. Yönetim işteş olduğunda, ailevi, siyasi, arkadaşlık ve her ilişkide, birlikte, ortaklaşa, gönüllü, bilgili ve bilinçli yönetişirsek ‘sosyal paydaş’ oluruz. Anne, baba, çocuklar ve diğer aile bireyleri sosyal paydaştır. Yabancı dilde ‘çıkar ortaklığı’ olarak tanımlanıyor (Stakeholder), Türkçede çok daha güzel ‘sosyal paydaş’ diyoruz. Yöneten-yönetilen ikilemi ortadan kalkıyor, yerine paylaşmak, etkileşmek, görüşmek ve oydaşmak geliyor. Oysa geleneksel yönetimde, erkek egemen toplumun değerleri olan, talimat, yönerge, buyuru gibi yöntemler kullanılır. Yönetişmek için alçakgönüllü ve bilge olmak, yani ‘Dişil’ olmak gerekir.”
7E paradigması
İyi yönetişimin olabilmesi için tüm kurum ve kuruluşların ‘7E’ paradigmasını yaşama geçirmesi gerektiğini belirten Sedat Özkol, bu dizgenin buyruğu değil, iknayı; cezayı değil, ödülü gündeme getirdiğini ifade ediyor. Özkol, yine kendi yarattığı bir dizge olan ‘7E’ ilkelerini şöyle açıklıyor: Etik, ekolojik, ergonomik, estetik, elastik, ekonomik ve elektronik.
Belediyelerin bu ilkeleri benimseyip uygulayabilmeleri için ‘Yeşil Belediye’ adlı bir de dergi çıkarmaya hazırlanan Sedat Özkol, ‘Yeşil Belediye’ kavramına ise şöyle açıklık getiriyor:
Yeşil belediye nedir?
“Genelde ‘yeşil’deyince akla gelen çevre, ağaç, doğa, çiçek oluyor. Ama ‘yeşil’ sadece bu değil. ‘Yeşil’; yeşil yaşam demektir. Doğum anından ölümden sonrasına kadar, bir canlının toprağa karışıncaya kadarki süreyi kapsayan bir süreçtir. Herhangi bir kuruluş, kurum, ürün, hizmet, çözüm, proses; eğer sadece doğa, çevre dostu değil, aynı zamanda gençlik, gelecek, istihdam, geri kazanım, sosyal sorumluluk, engelli, yaşlı, emekli, yenilenebilir enerji, tarih ve kültür dostu ise yeşildir. Yoksa sadece yeşil bir park yapmakla yeşil belediye olunmaz. Parkı yapıyor; ama tarihe saygı göstermiyorsan, bir yandan işçileri atıp taşeron çalıştırıyorsan, yaşlılara, engellilere, gençlere özel hizmetler vermiyorsan yeşil belediye değilsin.”
Bir belediye başkanının Kriton Curi’nin, Manisa Tarzanı’nın kim olduğunu bilmesi gerektiğini de söylüyor Sedat Hoca. Kayseri’nin efsanevi Belediye Başkanı Osman Kavuncu, 1950’lerde Mersin’de ilk kadın belediye başkanı olan Müfide İlhan ve Fatsa Belediye Başkanı, Terzi Fikri gibi isimlerin yeşil belediyeciliğin öncüleri olduğunu dile getiriyor. Günümüz belediyelerinin tarihi unuttuklarını öne süren Özkol, 7E dizgesini uygulayan belediyelerin ‘tarihle barışık, günümüzle bağdaşık’ olacağını ifade ediyor.
Sohbetin bu noktasında merak edip soruyoruz: “Dünyada ve ülkemizde yeşil belediyecilik uygulamaları var mı?” Amerika’da kendini ‘yeşil’ diye tanımlayan belediyelerin olduğunu, bu belediyelerin bir araya gelip bir birlik kurduklarını anlatıyor Sedat Hoca. Yeşil belediyeciliğin; kullandıkları enerji türleri, malzemeler ve geri dönüşüm bakımından yeni bir anlayış olduğunu da belirtiyor. San diego Belediyesi ile Bonn Belediyesi’nin önemli örnekler olduğuna değinen Özkol, kendisinin proje liderliğini yaptığı Kadıköy Belediyesi ‘e-Belediye Projesi’nin de ödül almış bir “Yeşil Belediye’ye Dönüşüm” uygulaması olduğunu ifade ediyor.
Tasarımını, danışmanlık ve denetmenliğini yaptığı, “Kadıköy Belediyesi e-Belediye’ye Dönüşüm Projesi”nin 2003 yılında TÜSİAD Türkiye Bilişim Vakfı Yerel Yönetimler Türkiye Büyük Ödülü’nü kazandığını da dile getiriyor.
“Dilara’nın hesabını kim soracak?”
Yerel seçimlere az bir süre kalmasına rağmen seçmenlerin önemli bir bölümünün hala ‘kararsız’ olduğuna dikkat çekerek, oylarımızı verirken adaylara, partilere hangi açıdan bakmamız gerektiğini soruyoruz Sedat Hocaya. “Hangi partiye oy verirseniz verin, her şeyden önce başkan adayına “Etik davranacak mısın?” sorusu sorulmalı” diye yanıtlıyor Sedat Özkol. Belediyelerin neden olduğu trajik hatalara da şöyle değiniyor:
“Bundan iki yıl önce, Dilara adında 5 yaşındaki bir kız çocuğumuz, İstanbul’da kanalizasyon rogar kapağından içeriye düştü ve çırpınarak öldü. Dilara orada tüm insanlığı temsil ediyordu. Sorumsuz, bilgisiz, bilinçsiz belediye yöneticileri orada o çocuğumuzun ölümüne neden oldular. Şu sorunun sorulması gerekiyor: “Ey! Belediye başkan adayı! Kamu vicdanında ve yasa önünde Dilara’nın hesabını soracak mısın? Sormayacaksan, ne söylersen boş, istersen İstanbul’u mamur yap.” Dilara hepimiz gibi benim de çocuğum ve onun içindir ki rüyalarıma girip “Benim hesabımı sormayacak mısın?” diye soruyor bana.
Ne yapılacağı çok açık ve seçiktir. “Efendim kaynak eksikliği, kadro eksikliği” masalını bırak. Ahlaklı bir insansan, bu hesabı soracaksın. İstanbul, Kartal, Maltepe, Ataşehir, hangi belediye olursa olsun, hangi partiden olursa olsun; gündemin birinci maddesi Dilara’nın hesabını sormak, sordurmaktır. Bunun dışında benzeri şekilde ölenleri de unutmayalım. Örneğin; Ümraniye çöplüğü patladı, 30’dan fazla insan öldü. Hesabı soruldu mu?”
Yeşil belediye nasıl olunur?
Sedat Özkol, yeşil belediye olmanın ipuçlarını da şöyle veriyor:
“Belediyeler yeni standartlara ulaşmak için çaba gösteriyor, TMMOB ile birlikte çalışanlar, Sağlıklı Kentler Birliği’ne, Tarihi Kentler Birliği’ne üye olan belediyelerimiz var. Partileri önemli değil, değerli adaylar da var. Çatışmadan yana değil, oydaşmadan yana olanlar; ilkeler çerçevesinde, insanlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve uzmanlarla işbirliği yapan adaylar kazanmalı. Ataşehir’deki adaylar arasında da bunu başarabilecek kişilerin olduğuna inanıyorum. Bizde şöyle bir hastalık var: Belediye başkanı her şeyi bilir. Hayır, çok az şey bilir. Ancak, çok az şey bildiğini bilmek de iyi bir şeydir. Ataşehirliler, belediye başkanına ‘Gerektiğinde sana hesap soracağım. Sen de bana hesap sorabilirsin” demeli. Belediye başkanı oy kaybedecek olsa bile dürüst davranmalı. Çünkü, o belediye başkanı, Ataşehirlinin oylarıyla geçici bir süre için görevlendirilmiştir. Sosyal paydaş olabilmeli, sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmayı sözde değil, gerçekten yapmalıdır. Bir kelime ile ‘Yeşil’ olmalıdır."
|