Geleneksel aile şirketinden dev bir holding yaratan Süleyman Varlıbaş, dünyanın örnek aldığı iddialı projelere imza atıyor. Hem müteahhit hem de sıkı bir çevreci olan Süleyman Bey yan yana gelmez sandığımız özellikleri kişiliğinde buluşturarak algılarımızı altüst ediyor. New York’da mimarlarla yaratıcı uygulamaları tartışan Varlıbaş, Trabzon Çaykara’daki köyüne ‘mıhlama’ yemek için sık sık gitmeyi ihmal etmeyecek kadar da mütevazı...
2000 yılında ABD’de kabul edilen ve LEED kriterleri olarak bilinen “Enerji ve Çevre Tasarımında Liderlik” şartlarına göre tasarlanan çevreci konutları Türkiye’de hayata geçiren Varyap’ın, yönetim kurulu başkanı Süleyman Varlıbaş, mimari açıdan ‘farklı’ ve çok çeşitli yapılar inşa etmesiyle de tanınan bir isim. Alışveriş merkezinden stadyuma, adliye sarayından konuta kadar değişik projelere imza atan Varlıbaş, Ataşehir’de de Uphill Court ve Meridian projeleriyle adından söz ettiriyor. Süleyman Varlıbaş’la Ataşehir’deki projelerini ve Ataşehir’i konuştuk...
-Sektörde öne çıkan kuruluşlardan birisiniz. Ne tür binalar, hangi özelliklerde yapılar inşa ediyorsunuz?
Biz sektörde ilklerin savunucusu olan ve ilkleri uygulayan bir firmayız. Kimsenin yapmadığı farklı projeleri uygulayarak bu güveni kazandık. Çevrenin kirlendiğini, doğal kaynakların giderek yok olduğunu gördüğümüz için “Çevremizi daha yaşanılır bir hale nasıl getirebiliriz?” sorusunun cevabını konut sektöründe aramaya koyulduk. Çünkü, karbondioksit oranı artarken oksijenin azalmasının, çevrenin kirlenmesinin yüzde 40’ı, konutlardan kaynaklanıyor. Çoğumuz bu kirlenmenin sanayiden geldiğini sanıyoruz, oysa sanayinin payı daha az. İnsanlar zamanının çoğunu konutlarda ve konutların olduğu bölgelerde geçiriyor. O zaman sorunun çözümüne konutlardan başlamak, konutların çevreye daha az zarar veren ürünlerden mamül edilmesini sağlamak lazım. Konutların atmosfere saldığı karbondioksit oranının azaltılmasını sağlayacak tedbirleri almamız lazım.
- Günümüz projelerinde çevreci temalar dikkat çekiyor, inşaat sektöründe yeşil binalar dönemi mi başlıyor?
Dünyanın kaynaklarını her geçen gün hızla tüketiyoruz. Hayati fonksiyonu olan kaynaklarımız giderek azalıyor. Gelecekte umut vadetmeyen bir dünyaya doğru gidiyoruz. Şimdi, her sektör sorumluluk bilinciyle hareket etmeli ve “Nasıl çocuklarımıza daha yaşanabilir bir dünya bırakabiliriz?” sorusunun cevabını aramalı... Bana göre, hepimiz bu sorumluluk bilinciyle elimizden ne geliyorsa bunu yapmanın gayreti içinde olmalıyız. Çünkü kaybettiğimiz değerleri geri kazanmak çok zor ve bazen de imkansız... Böyle bir durumla karşı karşıya kaldığımız zaman da çeşitli felaketler yaşıyoruz.
Biz Varyap olarak bütün projelerimizde, “Çevremize nasıl sahip çıkarız, insanlara nasıl daha iyi yaşam alanları sunarız, onların çocuklarına nasıl daha iyi bir gelecek temin edebiliriz?” sorularına cevap arama gayreti içindeyiz. Projelerimizi geliştirirken, çevre ve insan ilişkilerine özel bir önem veriyoruz. Meridian projemiz dünyanın henüz başladığı ‘Leed’-yeşil konut teknolojisinin Türkiye’deki ilk ve tek örneğidir.
-Leed-yeşil konut teması dünyada yeni bir anlayış mı?
Çok yeni bir anlayış. Küresel ısınma, susuzluk, çevre kirliliği, doğal kaynakların hızla tüketilmesi yapı sektöründe çevre dostu binaların inşaa edilmesini gündeme getirdi ve konutların çevreyi kirleten etkilerinin azaltılması dünyada ‘leed’ kriterleri olarak ortaya çıktı. Artık dünyanın geleceğinin güvende olmadığı görülerek tedbirler getirildi. İlerde bunun mecburi olacağına inanıyorum. Biz, Varyap olarak, mecbur kalmadan insanları buna alıştırmak istiyoruz.
-Ziraatçı olmanızın bunda etkisi var mı?
Bunda doğaya ve insanlara olan saygımızın, çocuklarımızın geleceğine ilişkin kaygılarımızın rolü olabilir. Tabii, ziraatçi olmamın rolü de var. Ben ziraat yüksek mühendisiyim, ayrıca ekonomistim. Ziraatin de doğal yolla yapılmasından yanayım. Biliyorsunuz maalesef tarım doğal yöntemlerle artık yapılmıyor ve hastalıklar almış başını gidiyor. Ekolojik dengenin bozulmasına yol açan ne kadar faktör varsa bunların tümüne karşıyım.
Bu anlayışla, konutlarımızda atık suyun yeniden kullanılmasını sağlıyoruz. Elektrik enerjisini doğal imkanlarla, karbon salmayan sürdürülebilir kaynaklardan sağlamaya çalışıyoruz. Binaları konumlandırırken yüzde 30 enerji tasarrufu sağlayacak tasarımlar geliştiriyoruz. Böylece hem çevreye hem de ekonomiye katkı veriyoruz.
-Türkiye’de konut alanlar çevre bilinciyle hareket ediyor mu, yani ben neden yeşil konutta oturmalıyım?
Şimdi biz bir anket yaptık, müşterilerimizin konut alırken ne tür kriterleri tercih ettiklerini belirlemeye çalıştık. Bu ankette çevreye ilişkin beklentilerin çok önemli bir yer tuttuğunu gördük. Müşterilerimizin yüzde 90’ı yüksek öğrenimli, bilinçli bir kesim. O bakımdan bizim ne yapmaya çalıştığımızı anlıyor ve takdir ediyorlar. Burada ‘leed kriterlerine’ göre hareket edeceğimizi daha tasarım aşamasında belirlemiştik. Sağlıklı bir karar verdiğimiz hem aldığımız ödüllerden ve hem de satış grafiklerinden anlaşılıyor.
-Projelerinizi hayata geçirirken çevre biliminden ne şekilde yararlanıyorsunuz?
Biz çevre bilimcileriyle iç içeyiz. İnşaat şantiyelerinde çevre mühendisi göremezsiniz ama bizim her şantiyemizde inşaat mühendisleri ve mimarların yanı sıra çevre mühendisleri de çalışıyor. Elemanlarımızı çevre seminerlerine gönderiyoruz ve dünyadaki bilimsel gelişmeleri takip ediyoruz. Aynı zamanda şantiyelerimizde iş güvenliği mühendisleri de çalışıyor. Biz, iş güvenliği ve işçi sağlığına da son derece önem vermekteyiz.
-Yaptığınız binalarla, projelerle Ataşehir’e ne kattığınızı düşünüyorsunuz?
Biz projelerimizle öncelikle Ataşehir’e prestij kazandırdık. İlk olarak Uphill Court’u yaptık. O da bir ilkti ve bildiğiniz gibi Ataşehir’deki diğer binaların da fiyatı yükseldi. Yeni bir siluet kazandı. Ataşehir’e bir güven kazandırdı. Şimdi yeni projemizin başlamasıyla çevredeki dairelerin fiyatı da artışa geçti. Doğu Ataşehir’deki yeni projemiz başladığında, inanıyorum ki o bölge tüm İstanbul’un kalbinin attığı bir yer olacak. Gayrimenkul fiyatlarının tümü artacak. Yeni projemiz uluslararası 4 ödül birden aldı, yeni ödüller de bekliyoruz. Bu da ne kadar doğru projeler ürettiğimizi gösteriyor.
“İSTANBUL’UN GELECEĞİ ATAŞEHİR”
- Ataşehir Bulvarı’ndaki yeni projeniz Ataşehir’e ne getirecek?
Ataşehir’de münferit binalar, siteler var. Fakat tüm Ataşehirliyi bir araya getirecek bir yaşam alanı, Bağdat Caddesi gibi sosyal kültürel bir alan yok. Bu yüzden biz, hem yaşam hem alışveriş hem de sosyal ve kültürel eksiklikleri giderecek bir proje hazırlıyoruz. Bu projeyi geliştirirken de Ataşehir’in değerini yükseltecek, Ataşehir’in simgesi olacak bir yapı oluşturmayı amaçlıyoruz.
- Projenin ismi belli mi; çevreci kriterleri burada da uygulayacak mısınız?
Projenin ismi henüz belli değil, fakat burada da çevreci yaklaşımı koruyacağız. Çevreyi bozmadan, katkıda bulunarak, yeşil alanları koruyarak yepyeni bir yaşam alanı sunacağız ve eminim “Ataşehir şimdi tamamlandı” diyeceksiniz. Bu proje Ataşehir’in karşısındaki finans merkezinin ihtiyaçlarına yönelik de olacak.
-Buradaki yargı süreci devam ediyor, mimarlar odası hem plana hem de satışa dava açtı, hukuki açıdan bir risk görüyor musunuz?
Hayır, bir risk görmüyorum. Ayrıca, hukukun kestiği parmak acımaz. Geçmişte bazı tatsızlıklar yaşandı fakat inşallah artık olmayacak. Çünkü yoğunluklar düşürüldü, TOKİ daha önce yapılan itirazlara uygun olarak yeni plan hazırladı. Herhangi bir olumsuz karar çıkacağını düşünmüyorum. Burada çok modern, çağdaş bir yapı ortaya çıkarmayı planlıyoruz.
- Tüm yapılaşmalar bittiğinde, siz nasıl bir Ataşehir kenti tahayyül ediyor sunuz?
Bütün projelerimize başlarken, yarışmaları açarken ben mimarlara şunu söyledim: Bana öyle projeler yapacaksınız ki; tüm dünyanın ilgisini çekecek, bir gayrimenkul projesi gündeme geldiğinde akla ilk gelen olacak, Türkiye’yi öne çıkaracak, değerlerini yükseltecek, Türkiye’nin imajını geliştirecek ve dünyada bilinilirliğini artıracak.
Uphill’le başladık, Meridian ile devam ediyoruz, Allah nasip etti Doğu Ataşehir projesiyle devam edeceğiz. Bütün bunlar gerçekleştiği zaman, Ataşehir, Anadolu yakasının beyni, İstanbul’un da mihenk taşlarından biri olacak. Ataşehir zaten ilk başta konumlanmasıyla ödül alan bir şehir. Çok güzel tasarlanmış, planlanmış, kentin kavşak noktasındaki lokasyonuyla gelişmeye uygun. Biz de deprem riski taşıyan İstanbul’da insanlara daha güzel bir gelecek sunuyoruz. İstanbul’un geleceğinin Ataşehir olduğunu görüyorum. Kısa zamanda prim yapacak başka bir yer yok.
-Son sorum Trabzon olsun, memleket sevgisini her zaman öne çıkarıyorsunuz, Trabzon için neler yapıyorsunuz?
En büyük ideallerimden biri de Trabzon için bir şeyler yapmak. Allah imkan verdiği müddetçe, elimdeki bütün varlığımla Trabzon’un ve Trabzonlunun daha ileri gitmesi için proje geliştirmek, o projelere katkıda bulunmak istiyorum.Trabzon’da sosyal, kültürel ve sportif amaçlı yapılması gereken ne varsa, gücüm yettiğince destek veriyorum. Bunları yaparak Trabzon’a değer kattığımda, bundan da mutluluk duyuyorum.
Kimdir?
Süleyman Varlıbaş, 1951'de Trabzon’un Çaykara İlçesi’nin Ulucami Köyü’nde doğdu. İlkokulu köyünde okuduktan sonra orta ve liseyi Trabzon'da bitirdi. Erzurum Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden mezun olan Varlıbaş, İngiltere'de ekonomi masterı yaptı. Daha sonra Rize’de, Çay-Kur'da işe başlayan Süleyman Varlıbaş, uzun süre fabrika müdürü olarak görev yaptı. 1980’de, babası Mehmet Varlıbaş’ın yürüttüğü taahhüt ve enerji nakil hatları işlerini devralarak şirketleştirdi. 35 yılı aşan geçmişi ve geniş iş hacmiyle Varlıbaş Holding’i Türkiye’nin en büyük şirketlerinden biri haline getirdi. |